30 Haziran 2014 Pazartesi
Vapur, Balıkçılar, Deniz, Bisiklet..
Bisiklete binmenin en güzel tarafı tam bağımsız ve hür olmak. Ülkede bu değerlerin kıymeti bilinmediğinden, bisikletin kıymetini bari bilelim diye düşünüyor insan.
Her yere gidebilirsin! Her yerden geçebilirsin! Kahveni içmek için bir kafeye bisikletinle girersin, müsait bir yere dayarsın, kitabını okuyarak, etrafı izleyerek, telefonunla oynayarak veya sadece bisikletine bakarak saatlerini geçirebilirsin. Yürüyerek uzun sürecek mesafeleri bir çırpıda alabilirsin. Daracık sokaklar, taşıt trafiğine kapalı yollar.
Trafikte strese girmezsin, alır götürür seni bisiklet. Park yeri aramazsın, şurda mı dursam, buraya mı bıraksam demezsin. Frene basınca durur ve inersin. İlk gördüğün banka oturursun.
Anı kaçırmazsın bisikletle. Ne istersen onu yaparsın.
İstanbul'da da böyle biniyorum bisikletime. Daha önce de yazmıştım, bisikleti araç değil, amaç olarak görüyorum. Üstünde bir yerlere gidebilmenin zevkine -her ne kadar istediğim seviyelere gelmemiş olsam da henüz- varıyorum. Sabah kalhvaltısı için ver elini Sudaiye Le Pain Quotidien, hadi ordan çık sahile in, Bostancı bisiklet yolunun sonunda kedileri sev, bas git Moda'ya, Selim'de Türk Kahvesi iç, karnın acıktıysa Cibalikapı Balıkçısı'nda mezelerden meze beğen..
Ya da fotoğraftaki gibi inip bir bakarsın ki, balıkçılar, vapur, deniz ve bisikletin sana hayatın en zevkli anlarından birinde, nesnelerden de öte olmuşlar.
Bisiklete binin. Daha çok binin. İnanın iki teker, iki pedal, bir gidondan çok daha fazlası, anlayacaksınız..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder